|
Türkiye'de dericilik, Osmanlı İmparatorluğunun yükseliş
döneminde hızlı gelişmiş ve Türk derileri dış ülkelerde aranır olmuştur. XVI ve
XVII. yüzyıllarda dericilik en parlak devrini yaşamıştır. Osmanlı döneminde
savaş gereçlerinin büyük kısmının özellikle deriden yapılması İstanbul ve Ankara
müzelerinde bulunan XVIII. yüzyıla ait savaş elbiseleri, deri hurçlar, çok
sayıda kitap ciltleri dericilik sanatının ne derece önemli olduğunu
göstermektedir. Osmanlı Devleti, XVIII. yüzyılda dünyanın üstün kaliteli deri
üretimini gerçekleştirmiştir.
Bu dönemde, Avrupa pazarlarında işlenmiş Türk derileri tercih
edilir düzeye gelmiş ve bu durum XIX. Yüzyılın başlarına kadar sürmüştür. Fakat
bu dönemden sonra Avrupa'da teknolojinin giderek ilerlemesi ve yeni yöntemlerin
bulunması karşısında Türk dericiliği gerilemeye başlamıştır. Ayrıca bu dönemde
Osmanlı'daki muhafazakar ve yeniliklere kapalı tutum sektörün ilerlemesini
önlemiştir.
Osmanlı Türk dericiliğinin başarılı olduğu dönemlerde,
Avrupa'ya ihracat yapılmaktaydı. 1737'de bir Fransız hekimin, 1773 yılında ise
Philips adlı bir İngiliz'in, sırf debagat sırlarını öğrenmek için Türkiye'ye
geldiği ve başarılı olmaları nedeniyle de ülkelerinde ödüllendirildikleri
bildirilmektedir. Daha sonra ordunun ayakkabı üretiminde, deri ve kösele
ihtiyacının karşılanması amacıyla Beykoz'da bir fabrika kurulmuştur. II. Dünya
Savaşında duyulan deri mamulleri ihtiyacı bu müessese tarafından karşılanmıştır.
Fabrika daha sonra Sümerbank'a bağlı bir kuruluş haline getirilmiştir. Kurum
askeri botlara ek olarak, halk için ucuz ve sağlam ayakkabılar üretmiştir.
Türk deri sanayii çok eski ve köklü yapıya sahip olmasına
rağmen, Cumhuriyetin ilk yıllarında babadan oğula geçen ve lonca karakterini
muhafaza eden bir iş kolu olarak varlığını devam ettirmiştir. Ancak kalkınma
planlarında sektörle ilgili belirlenen çeşitli özendirici tedbirler sayesinde,
yavaş yavaş kabuk değiştirmeye başlamıştır. Planlı dönemlerde dericiliğe gerekli
önem verilmeye çalışılmış, ancak Batı tekniğinin Türkiye'de pahalıya mal olması,
kalifiye eleman yetersizliği, eğitim, deri işleme atölyelerinin çok dağınık ve
imkansızlıklar içinde olması ve çeşitli finansal güçlükler nedeniyle bugün
Avrupa ülkelerinin gerisinde kalmıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Anadolu dericiliği ele aldığında
1920-1930 arası dönemde hemen her kasabada deri işlemeciliğinin varolduğu
anlaşılmaktadır. Gerçekten de bugün herhangi bir kasabamızda hala "tabakhane
sokağı, tabakhaneler deresi, debbağlar çarşısı, tabaklar hamamı" gibi adlara
rastlamak olasıdır. Örneğin; Safranbolu'da Debbağlar çarşısı, Aşağı Tabakhane
Sokak, Yukarı Tabakhane Sokak Ödemiş'te Tabakhane Deresi gibi.
1 | 2 |
3 |